Chaos Head etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chaos Head etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Chaos Head - Analiz



-Burası noveli bitirmiş kişiler içindir spoiler-free bir alandır yani baştan uyarımı yapayım -
-Bir başlar genel konsept için ama belirttiğim yerden sonra en sonu ile ilgili spoiler bile olabilir tehlikeli yani-
- Birşey daha bunlar novelden öğrenilen şeyler yani yanlış olabilir. Doğrusu şu falan diyebilirsiniz ancak bu benim hatam değil novelin senaryosuna göre bunlar doğru kabul ediliyor.-


İlk önce chaos head in temel mantığına bakalım. Öncelikle dead spot denilen kavram neymiş:
- Dead spot insan gözünün beyinle birleştiği yer ve sinir hücresi bakımından çok zengin.Sanırım gözü besleyen kan damarları da göze bu noktadan giriş yapıyor. Kör nokta olarak türkçeleştirebileceğiz bu yere gelen ışınlar göz tarafından algılanamiyor. Yani maddelerden gelen ışınların kırılarak gözümüzün arkasında düşürüldüğünü biliyoruz kör noktaya düşenler ise algılanamıyor.

İnsan ile elektrik şeyi:
- Novelin bir bölümünde Sena insanın elektronik bir aletten farkının olmadığını söylüyor. İnsanın duyuları algıladığı şeyleri beyne iletmek için elektrik sinyaline çevirir ve beyne yollar. Beyin ise bu elektrik sinyallerini yorumlarak bize sunar. Teorik olarak bu sinyallerin dış güçler tarafından değiştirebileceği iddia ediliyor. Burda bir örnek gerçekten olan birşey: Amerika da doğuştan kör olan insanlar için bir video kamera sistemi kurulmuş ve beyne bir şekilde aktarılması sağlanmış. Bu şekilde kör kişilerde belli bir oranda görmenin sağlandığı söyleniyor. Yani günlük hayatta sürekli gördüğümüz görüntüler elektromagnetik dalgalardan ibaret.

Dopamin diye birşey varmış:
- Dopamin insanın merkezi sinir sisteminin önemli bir elemanı. İnsanın kalp atış hızını veya tansiyonunu kontrol ettiği gibi genel olarak insanın ruh hali üzerinde büyük bir etkisi var. Görme ve diğer duyu organlarının alglamaları da bu hormona göre değişiklik gösterebiliyor.



Şimdi bunları toparlayamaya çalışsak: İnsanın çevreyi algılamasında görmenin etkisi yüzde 80. Yani çok büyük oranda görme hayatımızı etkiliyor. Gigalomaniac denilen kişiler diğer insanların hem görmesini hem de dopamin seviyesini kontrol edebiliyor. Sanal şeyler görmesini de kör noktaya gönderdiği elektromagnetik dalgalarla sağlıyor. Ve dünyada olmayan bir şeyi varmış gibi gösterebiliyor. Peki bu nasıl oluyor dersek:



Elimizde bir kılıç yok ancak bir kılıç olduğunu düşünüyoruz. Kılıç gerçekten bizim elimizde bulunmuyor yani bizim için ve gerçek dünya için bir hayal. Beynimizdeki bu bilgiyi bir şekilde kaydedildiğini düşünelim. İlk baştaki örneği hatırlayalım : gözleri görmeyen birisini kamera ile görmesini sağladık. Kaydettiğimiz bu bilgileri bu kişinin görmesini sağladığını düşünelim. Böylece ne oldu bizim için hayal olan birşey başka birisi için gerçek bir nesne oldu( Daha ilginç bir örnekte var doğuştan kör olan birisine anime görüntüleri yollarsak gerçek dünyayı da anime dünyası olarak bilecektir tamamen.).



First State
Kızların elindeki silahlar bu durumda iken sadece kendi "hayali" durumunda oluyor. Başka insanlar tarafından bilinmediği için dış dünya ile herhangi bir şekilde iletişime girme şanşı da yok. Aslında bizde "elimde silah var şimdi seni kesiyorum" dersek bu da first state durumda olmuş oluyor. Ancak gigalomaniacların real boot yapma özelliği var.

Real Booter
Öncelikle bir nesnenin var olduğunu nerden biliriz. Ona bakarak var olduğunu biliriz ancak burada bazı soru işaretleri var ya beynimiz olmayan birşeyi görüyorsa. Bu durumda yapacağımız şey belli başka birisini bulup gerçekten olup olmadığını sormak. Yani elimizdeki dondurmayı başkası da görüyorsa gerçekten vardır. Şimdi bu durumu tersten düşünelim. Gerçekte olmayan bir dondurmayı elimizde görüyor olalım. Başkaları eğer bu durumu yalanlıyorsa zorda olsa gerçekten böyle bir dondurmanın bulunmadığını kabullenebiliriz. Ancak herkes bu dondurmayı görüyorsa o zaman o dondurma herkes için gerçektir.
Gigalomaniacların özelliği de herkese bu bilgileri göndererek olmayan şeyleri var gibi göstermek. Veya kendi hayalini başkalarının gerçekleri gibi göstermek.
(Burada bir blog çok güzel bir örnek vermiş Deskartes in "düşünüyorum, öyleyse varım" lafının "başkaları düşünüyor o halde var " olarak modifiye edilmiş diyebiliriz.) 

 Şimdi gelelim en kazık yere
Dirac Sea
Dirac Sea, kuantum fiziğinde gerçekten bulunan bir kavram ileri derece parçacık fiziği konuları içinde yer alıyor.  İnternetten sayfalarca uzunlukta bilgiye erişmek mümkün ama önceden bahsettiğim blogta baya güzel açıklanmış bende oradan direk alıntı yapayım:
The simplest I can go when describing Dirac Sea is a blanket of grenades. If you pull the grenade from its pin (that means you leave the pin on the blanket while you hold the rest of the grenade), you’ll have yourself a surge of energy from the explosion (theoretically of course..you’d explode otherwise). This is pretty much the same concept when it comes to Dirac Sea. Dirac Sea is a blanket filled with particles that have a negative energy. Turn that into positive (similar to removing the pin off a grenade) and what you’ll have is the creation of particle, and along it, energy. On the blanket, you’re left with antiparticle (analogous to the pin). 

Yani Dirac denizini bir çeşit el bombası örtüsü gibi düşünebiliriz. Eğer bir bombadan pimini çekersen (diğer bombaları da olduğu yerde tutarken), patlamadan dolayı büyük bir enerji dalgası oluşur. Bu konsept Dirac denizinde de geçerlidir. Dirac denizi negatif yüklerle dolu bir örtüdür. Eğer bir tanesini pozitif yüke çevirirsen (yani pimini çekersen) büyük bir enerji dalgası ya da parçacıklarına sahip olacaksın. Örtüde de anti-parçacıklar kalacaktır.  (Pek iyi bir çeviri olmadı sanırım.)
Peki bunun olaylarla ne ilgisi var. Dirac Sea'den gelen parçacıklar ile gigalomaniaclar diğer insanları olmayan şeyleri görmesini sağlıyor.


GE Rate denilen birşeyler vardı birde
Dünyanın kendi bir manyetik alanı olduğunu biliyoruz. Çekirdekte bulunan metallerden dolayı dünya manyetik bir alana sahip. Bu manyetik alanında insan üzerinde büyük etkileri var. Çünkü kan hücrelerinde bulunan hemoglobin demir tutuyor bu yüzden de manyetik alandan etkileniyor. Manyetik alandan dolayı kan hücreleri yukarı çekilirse beyne daha fazla kan gidiyor ve insanın ruh hali büyük oranda değişebiliyor (gerçek bilgi: dolanay zamanı suç işlenme oranı oldukça artıyormuş, dolanay zamanı ise ayın dünya üzerindeki manyetik etkisi artıyor.).  Ancak bazı yerlerde lav katmanları veya demir elementlerinin yoğunluğundan dolayı manyetik etki dalgalanmalar yaşayabiliyor. Bu değişimlere GE-Rate deniliyor (gravatation error rate mi ne idi).
Novela göre bazı yerlerin gençler tarafından çok popüler olmasının nedeni GE etkisi. Gençler üzerinde bu etki daha fazla olduğundan gençler için çekim alanı oluyor. Üstelik bu yerlerde elektromanyetik dalgalar daha bir insan üzerinde etkili oluyor.
Gigalomaniacların bu etki ile güçlerini kullanabiliyor diye hatırlıyorum ama feci yanılıyor da olabilirim.


Genel konsepti açıkladık şimdi daha senaryosal konulara bakalım. Bu arada Takumi ana karakterimizin adı.


===Artık büyük spoiler olabilecek yerler burası====


Nozomi grubunun amaçları neler:
-  Asıl olarak siyasi gruplara yardım etmeye çalışyor. Örneğin insanlara farkında olmadan şu partiye oy ver mesajı yollamak gibi. Bunun için noah adında bir makina geliştiriyorlar ancak üretimini tamamlamak için 2 tane gereksinimleri var bir tanesi bir formül diğeri de gigalomaniaclardan toplanacak gen kodları. Bu yüzden diğer kızlara işkence veya duygusal baskı uyguluyorlar ve Takumi'ye novel boyunca göreceğimiz şeyleri yapıyorlar. 300 commity denilen kişiler bu gruba yardım da bulunuyor.

Kimler Takumi'nin yanında:
- Aslında hemen hiç kimse Takumi'nin direk olarak tarafında değil. Nozomi grubu onu uyandırıp açığa çıkacak güçlerini ele geçirmek için baskı uyguluyor, gerçek Takumi ise onun uyanıp gerçekleri farketmesini çabalıyor yani o da baskı uyguluyor.  Bu yüzden iki taraftan birden de ihanete uğruyor  Takumi.



Başlığın altındaki yazı ne oluyor:
Oyundaki hayallerimiz oluyor aslında.
Sensual world = yeşil, güzel hayaller
Despotic society = herhangi bir hayal olmaması
Destructive sanctions = kırmızı, kanlı kötü hayaller

daha aslında baya şey varda şimdilik yeter sanırım
Devamı »

Chaos Head VN Genel

 Öncelikle Chaos Head visual novel'in özelliklerini açıklayalım. Yapılan her konuşma seslendirilmiş. Bu da epey bir ses dosyası anlamına geliyor. Üstelik istenilen her cümleyi istediğiniz kadar tekrar edebiliyoruz. Bu da japonca kulağını geliştirmek isteyenler için büyük bir fırsat. Animeyi seslendirenler aynen VN da da var. Daha doğrusunu söylemek gerekirse VN ekibini aynen animeye almışlar.
 Chaos Head bir hentai oyunu değil. Herhangi bir seks sahnesi içermiyor (bunu yazınca okuyucuların yarısı okumayı kesiyormuş).

 Oyunda tek bir yer hariç "seçim" yapma diye bir olay yok. Novel gibi okuyoruz. Peki bizim hiç mi etkimiz yok. Şöyleki oyunda delusion point denilen yerler var. Bu ne oluyor derseniz mesela bir alışveriş yerine gidiyoruz bu etrafta kimse yok. İçimize bir korku giriyor. İşte burada "cıyuuvvv cıyuvvvv" diye (ehe) bir uyarı geliyor. Ekranın üstünde bir kırmızı birde yeşil bir çizgi görüyoruz nabız gibi. Yeşili geçtiğimiz zaman karakterimiz güzel bir hayal görüyor (birisi içeri giriyor karakterimize kafa tutuyor onu yerle bir ediyoruz özür dileyerek adam gibiyor). Kırmızıyı seçersek ise kötü bir hayal görüyoruz (polisler birden içeri gidiyor ve soyguncu sanarak bizi tarıyor). İstenirse bu kısımlarda ikisine de seçmeyerek aynen devam edebiliyoruz.
Güncelleme: Evet 1 yıl sonra farkettim böyle birşey olduğunu ikisini de seçmeyince gerçekte olanları görüyoruz. Yani diğer ikisini seçince her türlü bir uyku durumu gibi birşeye geçiyoruz ancak seçmeyince gayet uyanık bir şekilde olanları görmüş oluyoruz.

 Peki bunun nasıl bir etkisi var derseniz. Senaryoya benim bildiğim bir etkisi yok. Ama çok daha güzel bir şey düşünmüşler. Mesela bir karakter can sıkıcı bir şeyler konuşuyor, veya hiç ummadığımız bir olay oldu. Hemen orada hayal kurabiliyoruz. Bu bizim için "bir anlık" bir kurtuluş oluyor. Aslında olaylar gelişmeye devam ediyor ama biz farklı bir dünyada oluyoruz bir süre için. Bazen de bir kızla konuşurken aniden delusion point beliriyor ve yeşili seçince oldukça "şehvetli (tabi abartılmamış)" şeyler görüyoruz. Ancak karakterimiz kendine geldiği zaman hayal ettiği şeylerden utandığını kendini aşağılık gördüğünü söylüyor. Ancak olaylar geliştiği zaman artık bir güzel bir şeyler görsem veya artık hayal görmek istemiyorum diye kendiniz karar veriyoruz ve karakterle beraber bunun etkisini görüyoruz. Bu da karakterle bütünleşmeye müthiş bir katkı sağlamış.


 Chaos Head in hikayesini anlatmayacağım zaten ilk chapter in yarısını yazmıştım. Bana göre bazı serilerin hikayesi çok önemlidir. Mesela ben Death Note veya Code Geass'ın hikayesinde herhangi bir açık olmasını istemem. Ama bazı seriler içinde hikaye yan unsurdur. Karakterin davranışları, konuşmaları, değişimleri çok daha önemlidir. Bana göre Chaos Head ciddi anlamda karakterlerinin üzerine temellenmiş bir seri. Hikayenin bazı kısımları baya karışık gelebilir hatta anlaşılmayan kısımları bile olabilir. Ama genel olarak bu seri üzerinde çokta önemli olmuyor çünkü biz tek bir kişinin gözünden görüyoruz ve bu kişi de herşeyi çözmek zorunda hissetmiyor kendini (normali de böyle olsa gerek) ( senaryonu mantıksız veya çok karışık gibi gelmesin oldukça sağlam ). Hikayeyi karakterin iç dünyası, yaşadığı ikilemler, etraftaki insanlar güzelleştiriyor.

 ***
 Güncelleme: Biraz eklemeler yapayım dedim. Yazdıklarımı genel olarak bir başlık altına almaya çalıştım keyfe göre okumayın diye.

 Karakter profilleri:
- Ana karakter: İlk olarak karakterimiz karizmatik, çok zayıf görünüyorum ama aslında yenerim şeklinde bir adam değil. Aslında kendisi çok zayıf görünüyorum ama gerçekten de öyleyim şeklinde birisi. Otaku kendisi okuldan arta kalan vakitlerde anime manga ile geçiriyor zamanlarını. Öyle dominant bir karakter değil, olayların akışında kalmış bir insan olarak düşünebiliriz.
- Yan karakterler: Ne yapsakta ana karaktere aşık olsak şeklinde davranmıyorlar. Hepsinin kendine göre planları veya amaçları var.

 Ana karakter ile yan karakter ilişkileri : Yan karakterlerin ilki 6 tane kız (ne biçim bir cümle kurduysam). Bu karakter ana karaktere aşık olup dolaşmıyorlar. Ana karakterimiz de çogundan kaçıyor zaten. Aşk mesk durumları yalan yani (tam öyle değilde spoillemeyeyim). Ondan başka 2 tane dedektif bir tane de bilim adamı tipinde biri var. Onlar da olayda farklı bir koldan ilerliyorlar. Ondan başka ana karakterin arkadaşı bir erkek var ne işe yarıyor halen anladım.

 Hikayenin genel akışı:
  Burası oldukça önemli işte. Hikaye genel olarak gerçekleşmekte olan olayların nedenleri anlamak üzerine yazsaydım gayet normal olurdu ama değil. Gerçekleşmekte olan olaylardan uzak kalma şeklinde genelde ilerliyor ilk kısım. Ana karakterimiz bir cinayetle ilgili bilgilere ulaşıyor bu yüzden hayatından endişe duyuyor. Normal bir insan olarakta kendini kuramaya çalışıyor bu yüzden önlemler almaya çalışyor ancak bir yandan da paranoyaya da girmiş oluyor. Yani bütün olayları çözeceğim şeklinde davranmıyor ana karakter ancak diğer karakterden ögrendiğimiz bilgilerle hikayenin hemen hemen tamamını ögrenmiş oluyoruz. Oldukça karamsar bir hava var hikayenin genelinde ancak drama dönüştürülmüş sahneler yok.

 Endingler:
  Her türlü tek bir ending e ulaşılıyor o da good ending. İkinci seferde true ending açılıyor. True ending denilen kısmı ben açamadım çünkü o kısmı çeviren yamasını bulamamıştım ancak youtube dan izlenilebiliyor.

 Hikaye ne tam olarak:
  Tamam anlatıyorum artık. Ana karakterimiz bilgisayarın tanımadığı birisiyle konuşurken o kişi ona bir cinayetin bir karesi olarak tasvir edeceğim bir fotograf yolluyor. Ana karakterimiz de o resmi hemen kapatıyor ve o kişiyle konuşmayı kesiyor. Ancak ertesi gün okuldan evine dönerken nedense hiç gitmediği bir yoldan gitmeye karar veriyor. Ancak bir cinayete tanık oluyor. İşin kötü tarafı ise bu cinayet aynen önceki gün ona yollanan fotograf gibi işlenmesi. Ne yapacağını bilemez şekilde evine dönüyor ana karakterimiz. Bu sırada bu cinayetin aslında bir dizi olayın bir halkası olduğunu ögreniyor : New Gen. Bu şekilde şehirde toplam 3 tane vaka olduğunu ögreniyor ve bunların hepsi de çok kanlı olaylar. Ana karakter iyice kafayı sıyırıyor ve ölüm korkusu hakim oluyor bedeninde. Eğer evimden çıkmazdan kimse beni bulamaz diye düşünüyor ancak olaylar geliştikle öyle olmadığını da öğreniyor.

 ***
 Kullanılan müzikler ilk başta pek hoşa gitmiyor ancak ortam iyice gerilmeye başlayınca çok etkili olduğunu anlıyoruz.  Seslendirmenin de mükemmel olduğunu ekleyelim.
Devamı »

Chaos Head Game Ch1

Sürekli beni gözlüyor. Yağmurlu bulutların arasından bile.

- Bana bakma.

Harabe halinde bir şehir. Terketilmiş. Umutsuzluk içinde. Boşluk içinde. 

Vücudum titriyor. Böyle titremek istemiyorum. Eğer vücudumu istediğim gibi hareket ettiremiyorsam...ben gerçekten ben miyim.


Yağmurun arasından bir ses duyuyorum. Sende kimsin. Bu kadar soluk olmanın nedeni soğuk mu. Yoksa zaten bir ölü olduğundan mı. Saçlarından gözlerini göremiyorum.

- Bana bakma.

Gözlerini göremesem de... mutsuz olduğunu biliyorum. Üzgün olduğunu.

 Sadece ona baksam. Bütün dünyam onun gözlerinden yansıyanlar olsa. Onun dünyası da benim gözlerimden yansıyanlar. Tatlı sesi kulağıma geliyor:

- Seni öldüreceğim.

 Yavaşça bana doğru yaklaşıyor. Güzel kokusunu alabiliyorum. Gerçekten üzgün görünüyor. Şimdi anlıyorum. Aslında bunu benim için yapıyor. 

 İyice bana yaklaştı. Beni öpmeye başladı. Vücudumu koca kılıcı ile keserken. Acı hissetmiyorum. Sanki bana narkoz veriyormuş gibi. Ama önemli değil. Merak ediyorum gökyüzü neden bu kadar bulanık. Yağmurdan mı... yoksa gözyaşlarımdan mı...

 Peki bizim olan gökyüzü nerede...


 İlkokuldan beri sürekli birinin beni izlediğini hissederdim. Sürekli gözetleniyormuşum gibi. Küçükken bu konuda bir fikrim vardı "kesinlikle tanrı beni gözlüyor". Ama nedense artık bundan  emin değilim. Sürekli gözleniyorum ama kim tarafından. Hatta bu konuda ilkokuldayken biri yazı bile yazmıştım başlığını bile hatırlıyorum: "Bu gözler kimin gözleri"
 
 Gene o his. Biri bana bakıyor. "Kim var orada?". Arkamı hızla döndüm. Ama odam da tek başımayım.
 Ben Nishijou Takumi. 17 yaşımdayım, Sumei Kolejine gidiyorum. Liseye giderken ailemin yanından ayrıldım. Babamın işlettiği bir binanın çatı katında bir konteynirda yaşıyorum. Ensue diye online bir oyun oynuyorum. Aslında oyunun benim için çok önemli olduğunu söylemeliyim. Oyunda ben bir tanrıyım. "Saygı, güç" hepsine bu oyunda sahibim.Ama gerçek dünya tehlikeli insanlarla dolu. Kendini akıllı sanan canlılarla. Ama ben burda rahatım. Kendi üssümde rahat bir yaşamım var.
 Okula gitmeyi pek sevmiyorum. Aslında insanların olduğu yerde rahat edemiyorum. Okula gitmek bir eziyet gibi. Ama derslerimi de geçmek zorundayım çünkü ailem bana para vermeyi kesebilir. Bu yüzden bir çizerge yaptım. Minimum sayıda okula giderek sınıfta kalmama çizergesi. 
 İşte bu Seira-tan. 1/8 boyutunda yüksek kalitede. Gerçekten 3-D kızlar ilgimi çekmiyor. Seira-tan varken kim onlara bakar ki.
 İnternetten konuştuğum kişilerin sayısı oldukça azdır. Genellikle de Grim ile konuşuyorum. Benle aynı oyunu oynuyor.Bu arada oyunda iken veya chat yaparken birinin beni izlediği duygusundan kurtulabiliyorum. Neyse Grim ile çeşitli  konularda konuşuyorduk. Grim, Shogun diye birinden bahsetti. Kendisi bir "Lord" imiş. Daha sonra bana sormadan konuşmaya çağırdı. 
 Shogun da ekranımda belirdi ama bana selam bile vermedi. Ben bu oyunda bir tanrıyım bana selam vermemekte ne oluyor. Ama internetten ögrendiğim, asla böyle şeyleri kafaya takmamak gerektiği. Böyle kişiler için sinirlenmeye gerek yok. 
 Grim bana son günlerde ki olayları anlattı. Bazı cinayetler işlenmiş. Bana da fotograflarını atmak istedi. Ama ben kanlı şeylerden nefret ederim. Arkadaşlarım bana bazen böyle fotograflar atıp eğlenirler. Ne zevk alırlar anlamıyorum. Neyse bu olaylara "New Gene" ismini takmışlar. İnternetten arama yaptırdım. İki tane olay görünüyor. İlki 5 ögrencinin çatı katından atlayıp intihar etmesi. Ancak aileleri asla onların intihara meyilli olmadığını söylüyor. İkinci olay ise bir adamın öldürülmesi. Öldürüldükten sonra karnını açıp bir fetus koymuşlar. 
 Bu sırada boğazımda soğuk bir şey hissettim. Tanrım hangi insan böyle birşey yapabilirki. Bebek ile adam arasında herhangi bir kan bağı bulamamışlar. Bebeğin annesi hakkında da herhangi bir bilgi yok.
  - "Birisi beni izliyor". Arkamı döndüm. Gene kimse yok.
 Bir süre daha konuştuktan sonra Grim konuşmadan ayrıldı.
Bu sırada Shogun bana bir link attı. Onun varlığını bile unutmuştum. Uzantısına bakarsak bir resim olmalı. Kim tanımadığı insandan bir resim kabul ederki. 
- Eğer bu resme bakarsan hayatın değişecek. 
 Ah, yapma ben bu numaraları yemem. Bana virus bulaştırmak için daha etkili şeyler bulmalısın. Bu sırada Shogun da benimle aynı bölgede yaşıyormuş.
 Birden bire bana birsürü link atmaya başladı. Yüzlerce "images/19651 -2 -3 -4"  diye gidiyordu bu linkler.
 Gene arkamı döndüm. Biri beni izliyordu. İçime bir terör duygusu yerleşti. Hani bir korku filmi izledikten sonra banyoya veya yatağa gitmeye korkarsınız ya. En azından küçükten. Bende şu an o duyguyu yaşıyorum.
 Yeter artık bu oyun. Ancak bir anda... parmağım kontrolsüzce linklerden bir tanesine bastı.
 - Olamaz.
 Aslında kontrolsüzce kelimesi yanlış. Başka birşey ama açıklayamıyorum.
 Kanlar içinde bir görüntü. Birisine küçük bıçaklar saplanmış. Binlerce. Sanki bir sanat gibi. Tam anlamıyla bir vahşet.
 Başıma ağrılar girdi. Zaten böyle görüntüleri sevmem hiç. Ama bu seferki ama böyle somut bir duygu bıraktı ki. Sanki oradaymışım gibi hissettim. Sadece birkaç saniye bakmış olsam bile.
 Hemen pencereyi kapattım. Ancak Shogun'un son mesajını gördükten sonra
 "Bu gözler kimin gözleri."
 Bugün kötü bir gün. Çünkü çizergeme göre okula gitmeliyim. Okula gitmek benim için büyük bir eziyet. Başka insanlarla konuşmayı veya bakışmayı sevmiyorum. Beni aşagılık bir canlı gibi görüyorlar. Bunu hissedebiliyorum. Konuşmakta da sorumun var. Konuşurken rahatsız oluyorum kolaycana konuşamıyorum. Okulda da zaten pek arkadaşım yok. 3-D dünyası beni ilgilendirmiyor. Burada sadece eziyet var. Misumi-kun benle konuşan tek kişi okulda. Genelde o anlatır ben pek konuşmam. Genelde okuldaki kızları nasıl tavladığını anlatır. Hayatında hiçbir amacı olmayan bir insan işte. Bu sefer de okulda ki bütün kızları tavladığını anlatıyor. Ne gereksiz.
- Bu arada son olayları duydun mu. Bu civarlarda cinayetleri.
 Misumi beni gerçekten şaşırtmıştı. Demek başka olaylar ile de ilgileniyormuş. Ancak anlattığı konu hiç hoşuma gitmemişti "New Gene" . Bu konunun ismi bile soğuk terler dökmem için yeterliydi. 
- Duyduğuma göre cinayet yerinde güzel bir kız görmüşler, düşünebiliyor musun.
 Evet şimdi neden bu konuyla ilgilendiğini anladım. Arkadaşım katil bir kıza ilgi duyacak kadar gerizekalı.
- Olay yeri buraya yakınmış bir bakmaya ne dersin. Katil cinayet yerine tekrar gidermiş diyorlar. 
 Hayatım da tehlikelerden nefret ederim. Belli çok küçük bir risk olabilir ama neden böyle birşey yapayım ki. 
 
 Okuldan sonra bir internet kafeye girdim. Kafede farklı bir karakteri oynuyorum. Böylece tamamen farklı bir atmosfer oluyor. 
 Kafeden çıkıp evime doğru gidiyordum. Her tarafta insanlar. Aslında insan görünümlü kadın ve erkekler. Birbirleri ile ilişki kurmaktan başka bir işe yaramayan canlılar.
 
 Sokakta ilerlemeye devam ediyordum. Daha sonra bir yerde durdum.  Karanlık izbe bir yer. 
 Gene aynı sahne. Başka bir dünyanın duygusu. Buraya ait olmayan bir yer. Çöplerin kokuları. Karanlık hava. Bir dakika "gene" mi.
Ne duygu da neyin nesi. "De ja vu" . İzlendiğim hissi. Ama bu sefer daha kuvvetli. Arkamda duruyor sanki. Çocukluğundan beri bir oyun oynardım. Arkamda biri var hissine kapıldığım zaman, buna dayanmaya çalışırdım. Eğer arkama dönersem kaybederdim. Tek kişilik bir oyun bu. 
- Git başımdan................ Bu gözler kimin gözleri. 
 Oyunu kaybettim. Arkamı döndüm, sadece karanlık sokaklar.
 Bu sırada metalin sesi kesildi. Bir ses olduğunu kesilince farkettim. Sürekli olduğu için varlığından haberim yokmuş. 

 Korkutucu bir sessizlik var. Normalde arabaların kornaları veya insanların konuşmalarını duymam gerekirdi. Ama hiçbiri yok. Bir an durup seslere odaklandım. Ama hiçbir ses yok. Bir an kulaklarımda bir sorun mu var diye düşündüm. Bağırmak geldi içimden, ama buna cesaret edemedim. 

 Birden bir gürültü duymaya başladım. Sanki birisi duvara metal birşey çakıyordu. Sürekli, durmaksızın. Sesin geldiği yöne doğru ilerledim. Köşeyi döndükten sonra yerde birşey parladığını farkettim. Birşey mi demiştim. Yüzlerce imiş. Yüzlerce "şey". Kazık gibi ama artı şeklinde, haç gibi ama haç değil. Bir tanesini elime aldım. Bu ne olabilir ki?

 Sesi hala duyuyordum. Artık ayaklarım kendiliğinden sese doğru gidiyordu. Acaba merak duygusu muydu bu. Yoksa sessizlikten kurtulmak mi istiyordum. Alman masalına dönmüştü kafamda olay. O çocuklarda kendiliğinden tuzağa gitmemiş miydi. Hala ilerliyordum. Ses gittikçe kuvvetleniyordu. Bir adım sonra köşeyi dönecektim. Kendimi göreceklerime hazırlamış mıydım?

 Kırmızı. Tamamen kırmızı. Parlak kırmızı.

 "................"

 İlk düşündügüm bu sahneyi daha önce gördüğüm. Birde "gerçek" gibi görünmediği. Bütün duygularım uyuşmuştu. Terör kaplamıştı içimi. Bir "şey" duvara çakılmıştı. Yüzlerce kazık ile. Heryerinden kan çıkıyordu. Nefesimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Ağzımın tamamen kuruduğunu farkettim. Anlamıştım. Bu şey...

 " Bir insandı."

 Duygusuzca. Merhametsizce. Bu olayı açıklayabilmek çok zor. Ve önünde bir kız vardı. Onun yaptığını biliyordum çünkü elinde birçok kazık vardı. Arkası dönük olduğundan nasıl bir ifade taşıdığını bilmiyordum. Bir üniforma giyiyordu. Sumei Koleji. Kusmamak için kendimi zor tutuyordum. Bir anda bu anı nerden  hatırladığımı anladım. Resim. Shogun bana bu sahnenin resmini atmıştı!!

 Farkında olmadan bir ses çıkarmıştım. Kızın kanlarla kaplı omuzları titremişti. Bana doğru döndü. O...birisini öldürmüştü. Anlamsızca bana doğru bakıyordu. Bir an sanki beni tanıdı. Yüz ifade değişmişti. Sevinmiş gibiydi. 

 - Çok mutluyum. 

 Ne için mutlusun.Daha önemlisi böyle bir durumda nasıl bana bakıp gülümsüyorsun? Normal durumlarda bile kızlarla konuşmakta sorun çekerim. Şimdi ise karşımda kanlarla kaplı katil bir kız var. Hemen evime gitmeliyim. Ne olursa ol...

 - Taku...

 ?!... Bu nasıl olabilir. Daha beni ilk defa görüyor ve ismimi de söylemedim.

  - Sadece seni görmek istedim.

 Bu kız...bir şeytan.

 Bağırarak koşmaya başladım. Kör gibiydim, önümü görmüyordum. Nefes almakta bile zorlanıyordum sadece umutsuzca koşuyordum. Sadece bir ara arkamı döndüm o "şey" beni takip ediyor mu diye.

 Bilgisayarım başındayım. Ter içinde kalmışım. Neler oluyor. Gene bir hayal mı gördüm. Benim için bile çok "gore" bir hayal bu. Kalbim hala deli gibi atıyor. Biraz kola içmek iyi gelir. Dolaba uzandığım sırada elimde birşey olduğunu farkettim. Öyle sıkı kavramışım ki elimde birşey olduğu duygusu kaybolmuş. Bu bir...kazık.

 Olamaz. Bu bir hayal değil miydi. Tamamen dağılmış bir haldeyim. Bir cinayeti görmüştüm. Katilde benim yüzümü gördü. Artık büyük bir tehlike altındayım. Biraz organize olabilmek için bildiklerimi bilgisayar ekranına yazmaya başladım.

 Shogun - > Gizemli kız

 Gizemli kız -> katil, şeytan

 Ama ben oyundan nasıl buldu. Daha önemlisi gerçek bilgilerimi nasıl ele geçirdi. Kesinlikle beni öldürmeye çalışacak. Adımı ve emailimi biliyorsa adresimi de bulması zor olmasa gerek. Başımı ellerimin arasına aldım. Çok kötü hissediyordum.

 Ölmek istemiyorum.

 O sırada bir ses duydum "Takii". Seira-tan benle konuşuyordu. " Korkmana gerek yok Taki. Polisler er geç onu yakalayacaktır. Ama sen de gardını düşürmemelisin. Artık kimseye güvenmek yok. 3-D dünyasında herkes sana zarar verebilir. Burada ikimiz mutlu oluruz"

 Evet Seira-tan haklıydı. Tek yapmak gereken beklemek. Karımdan beklediğim gibi gene çok mantıklı konuşmuştu. Artık kimseye güvenmemeliyim... kimseye.

 Soğuk bir hava. Dışarda pek kimse yok. Bir kız köprünün başında şarkı söylüyor. Aslında oldukça güzel bir sesi var. Kalabalık bir yerde söylese baya bir dinleyici toplar. Ama burada tek başına. Sanki rüzgarın sesine karşı söylüyor:

 ~Binlerce kazık... senin acın oluyor... ve artık serbestsin~. FES karanlığa doğru bakıyordu.

 - Bu gözler kimin gözleri.

Devamı »